Mutlu Yıllar

Hava kararalı sekiz saat kadar oldu. Buz gibi bir hava. Üşümemek için paltomun yakasını kaldırdım ama bu hareketim rüzgarın kulaklarımın yanından ıslık çalarak geçmesini önleyemedi. Sokak lambaları yine yanmıyor. Onun yerine gökyüzünde asılı bir portakal gibi duran ay yoluma ışık tutmaya çalışıyor. Tabii bacalardan, en çok da kalorifer bacalarından çıkan dumanlar onun ışığını kesmediği sürece. Soğuk hava olası yağmuru habercisi gibi. Soğuktan birbirine çarpan dişlerim beni burnumu paltomun içerisine gömmem için uyarıyor. Bu soğukta değil küçük bir burnun, bir kutup ayısının dahi dışarıda kalmasına dayanamam. Birden olağandışı sesler duydum. Başımı sesin geldiği yöne doğru çevirdim. Ak sakallı bir ihtiyar çöpü karıştırıyor. Merakımdan, ayaklarım beni ona doğru götürdü.

– Selamünaleyküm Bey Amca.

dedim. Döndü, kerhen yüzüme biraz baktıktan sonra,

– Aleykümselam.

dedi. Bu arada diğer çöpe yöneldi. Tam çöpün içine eğilmişti ki kapkara bir kedi can havliyle kendini dışarı attı. Ak sakallı ihtiyar önce biraz korktu, sonra tebessüm etti.

– Zavallıcık… O da benim gibi kısmetini çöplükte arıyor.

dedi.

– Adın ne bey amca?

– Claus, Santa Claus. Noel Baba da derler.

– Tabii, eminim öyledir. Benim adım da Napolyon.

Besbelli açlık başına vurmuş bir mecnun dedim kendi kendime. Noel Baba benim bildiğim kadarıyla tombul, göbekli bir adamcağızdı. Bununsa 657’ye tâbi bir vatandaştan farkı yok.

– Görüşmeyeli bayağı zayıflamışsın Claus.

dedim. Güya dalga geçiyorum.

– Evet 42 kilo verdim. Buna en çok sevinen de kızağımı çeken geyiğim Vincent oldu. Yükü bayağı azaldı. Herkes benim hediye dağıtma işini bedava yaptığımı sanıyor. Son yıllarda beş kuruş bahşiş alamaz oldum. Geçen gün memleketim Demre’deydim. Orada hemşehrilerim bile bir lokma bir şey vermediler yemem için.

– Zamanın gereğini yapmışlar Claus. Kimse kimseye yardım etmiyor artık.

– Doğru galiba. Bunu anlamam biraz güç oldu. En son 130 sene evvel gelmiştim buralara. O zamanlarda da insanlar pek iyi günler geçirmiyordu. Buna rağmen herkes yardım elini uzatabilmişti. Bu gelişimde bir hediyelik eşya mağazasında iş buldum ama onlar da Noel Baba’ya para verilmese de olur dediler, hizmetimi beleşe getirmeye çalıştılar. Hem sigorta da yok. Biz de işte böyle yollara düştük.

poor_santa_clausBu sırada karanlığın arasında bir şeyin kıpırdadığını fark ettim. İnanılır gibi değil. Bir geyik bu. Gerçek bir ren geyiği. Acaba, ihtiyar gerçekten Noel Baba mıydı? Aman Allah’ım! Bu Claus. SANTA CLAUS!!!

– Niçin bir tane?

– Ne?

– Geyiği diyorum. Daha fazla olması gerekmiyor muydu?

– Öyleydi. Aç kalmamak için yedim.

– Nasıl yaparsın? Asırlardır sana hizmet etmişlerdi oysa. Sen… sen… evet sen bir canisin.

– Yaa öyle mi? Siz değil misiniz peki? Yıllardır yaptığınız savaşlar hepinizin yüz karası. Benim hayatta kalmak için yaptığım şeyi siz alışkanlık olarak yapıyorsunuz. Siz maçlardan sonra bile galibiyetlerinizi birbirinizi vurarak kutluyorsunuz. Yalan mı? Cevap veremiyorsun, susuyorsun. Çünkü biliyorsun ki cürümünüz büyük.

Söylediklerinde gerçekten haklıydı. Anlaşılan oydu ki kaybetmediği tek şey Sevecenliği babacanlığıydı. Tüm yaşadıklarına rağmen gözleri sevgi dolu bakıyordu.

– Claus.

– Efendim.

– Size kanım çok ısındı. Size baba diyebilir miyim?

– Elbette evladım. Zaten genellikle öyle derler.

– Baba, Noel Baba. Bütün yıl Noel için hazırlık mı yapıyorsun?

– Maalesef öyle. Aslında Noel tam bir saçmalık. Uymayayım diyorum şu delilere, dayanamıyorum. Huyum kurusun, insanları mutlu etmek en sevdiğim şey. Bir de geyiğimle geyik muhabbeti yapmaya bayılırım. Fırında hindi dolmasına da bayılırım ama gördüğün gibi kuru ekmeğe talim ediyoruz.

Yağmur başlamasa Noel Baba’yla sabaha kadar sohbet edebilirdim. Ayrılırken elimi cebime daldırdım. Bir milyonluk ve birkaç bozuk para çıktı cebimden. Sonra aklıma piyango biletim geldi. Bileti geyiğin semerine sıkıştırırken Noel Baba itiraz etti ama ısrarlarıma dayanamadı, aldı. İkimizin de gözleri dolu dolu olmuştu. Uzaklaşırken arkamdan bağırdı:

– Mutlu yıllar delikanlı, mutlu yıllar…

Bu hikayenin sonunu nasıl bağlayacağımı merak ettiniz mi? Meğer her şey rüyaymış desem dudak bükeceksiniz klasik numara diye. Hayır, rüya değil. İnanın her şey gerçek. Bana inanmıyor musunuz? İnanın inanın.

Comments are closed