Ayakkabılar

Ucuz deterjanla yıkanmış bir gömlekle, pahalı deterjanla yıkanmış bir gömlek arasında ne fark vardır? Fark yoktur. Tıpkı tüm toplumu taşıyan memur, işçi, esnaf sınıfı ile insanları taşıyan ayakkabılar arasında fark olmadığı gibi. Anlayacağınız altta kalmak ve ezilmek, taşıma görevini yerine getirenlerin ortak kaderi, bir tür ayakkabı hariç!

Kazandığının yarısını vergiye veren Hilmi Efendi ile hiç kazanamadan vergi veren Selim Bey, çocuğunu okula kaydettirebilmek için yüz milyon bağış yapmaya zorlanan Kamil Bey, tatillerde ve okul saatleri haricinde ayna, tarak, tırnak makası, çakmak satmak zorunda olan Salih Öğretmen ve niceleri… Bu insanların kimi çarıktır, kimi postal, kimi de burnu açılmış bir iskarpin.

rich-poor-shoes-630x354Çarık Efendi hesaplamıştı; traktörünü sattığında hem gübre için bankaya taktığı borcu ödeyebilecek hem de sattığı traktörün yerine besilisinden bir çift öküz alabilecekti. Yıllar önce traktör aldıklarında sattıkları ineğin alınlığını bile sandıklardan çıkartıp hazır etmişti alacağı öküzlere. Nazar taşı işlemeli şahane bir “Sarıkız” yazıyordu alınlıkta. “Öküz bayağı bozulacak bu Sarıkız adına.” dedi kendi kendine. Ama insan tutumlu olmalı, değil mi ya? Çarık Efendi devrisi gün traktörü satıp koştu bankaya. Borcunu ödemek isterken öğrendi ki borcu kadar faiz birikmiş. Traktörden aldığı bütün parayı bankaya teslim etti. Sonra, öküz möküz alamadan boynu bükük halde köyüne döndü. Önümüzdeki yıl Çarık Efendi ile karısı sabana kendilerini koşacak.

Kundura öğretmen bir müzik öğretmeni. En güzel türküleri maaşını aldığı gün söyler: “Ayağında kundura, yar gelir dura dura”. Kundura Öğretmen ayda beş gün türkü okur.

Minik iskarpin henüz on yaşında. İki yıldır bir viranede tek başına yaşıyor.Tabii, hayatı devam ettirmeyi yaşamak olarak bellediği için halinden fazla müteessir değil. Minik iskarpini ne kurulup yıkılan koalisyon hükümetleri, ne terör, ne enflasyon, ne delik ozon, ne erozyon, ne de milli takımın Dünya Kupasına katılıp katılmaması ilgilendiriyordu. Onun derdi sokak kedilerininkinden pek farklı değil; bir parça ekmeği oldu mu o gün dünyanın en mutlu insanıdır Minik İskarpin. Söylemesi ayıp birazcık da tiner getirmişse arkadaşı, değmeyin keyfine. Tek şikayeti iskarpininin burnunun sürekli açılması. Tatlı tatlı sitem eder ayakkabısına:”Burnuna yapıştırıcı yiye yiye benim gibi müptela olup çıkacaksın.”.

Piyade er Çizmeoğlu Postal, şehit düşmeden evvel Nusaybin’de askerdi. Yirmi yıllık ömründe sağlam tek ayakkabısıydı askerde kendilerine dağıtılan postal. Postalıyla gömüldü.

Bir de Sayın Mokasen var; tozu, toprağı, çamuru, postalı, çarığı, kundurayı, çizmeyi, iskarpini tanımayan Sayın Mokasen. O, vatan için ölmedi, aç kalmadı, her gününü şarkılı türkülü geçirdi. Her zaman binlerce öküz alacak parası oldu Sayın Mokasen’in.

İşte ayakkabılar, ezilenler, ezenler. Yolları yürümekle aşındıramayıp kendileri aşınan ayakkabılar. Onlar vatan için kendilerini parçaladılar.

Comments are closed